MehmetKusman.com

Bazı insanlar vardır bana hep ilginç gelir. Bir farklılıları vardır onların. Gereksiz bir neşe ya da hüzünleri. Alın size bekçiler mesela. Saygıyla karışık bir ürperme hissederim. Ama saat kulesi bekçilerine, deniz feneri bekçilerine, kilise bekçilerine, yazlık köşk bekçilerine, kale bekçilerine... Yani insansız yapıları bekleyenlere. Git gide, o yapıların birer parçası haline gelenlere. Zaman içinde onlarla bütünleşenlere. O taş yığınlarıyla uzuuun kışlar geçirenlere. Nasıl bir psikolojidir onların yaşadığı? Kaç kulaç derinliktedir onların yalnızlığı? Sadece o yapıların değil, o insanların da hikáyelerini merak ederim.* * * Adam, saat kulesi bekçisi. Günde bir kez o saati kuruyor, o anahtar sürekli cebinde, işini acayip ciddiye alıyor, saate de kuleye de gözü gibi bakıyor. Bir süre sonra, o saat kulesi, onun varlık sebebi. Adam, deniz feneri bekçisi. Gözünü lacivert denize, dev gibi dalgalara dikiyor, yazın iyi de, ya insanların tatili bittiğinde, evli evine köylü köyüne gittiğinde, sular her zamankinden daha hüzünlü ve ürkütücü hale geldiğinde. O deniz feneri o adamın yalnızlık kafesi. Adam yazlık köşkün bekçisi. Gitmiş artık evin hanımefendisi, çocuk sesleri yok, çimlerde top oynayan yok. Dev bir yapı, sessizlik ve sadece kendisi. * * Tempo'nun haberini okuduğumda bir anda aklıma üşüşenler bunlardı. Ben ki eski dergiciyim, vız gelir tırıs gider, çok etkilendim bu haberden. Bir bekçi söz konusu olan. Özel bir bekçi. Adı Mehmet Kuşman. Van'ın Gürpınar İlçesi'ne bağlı Çavuştepe Beldesi'ndeki Sarduruhinili Kalesi'nin bekçisi. Ortaokul mezunu. MÖ 800'de tarih sahnesine çıkıp da ve MÖ 600 yılında ‘‘Benden bu kadar!’’ diyen bir uygarlığın günümüze bıraktığı mirası koruyor. Ama kaleyi yaptıran Kral II. Sarduriye'ye özel bir sempatisinin olduğunu zannetmiyorum. Hangimizin var? Allah aşkına, özel ilgi alanımız değilse hangimiz Urartlular'ı biliyoruz. Onlarla yatıp kalkıyoruz. Üstelik bekçi Mehmet kiiiim Urartular kiiim... Diyor insan değil mi? Değil işte! Bu adam, Mehmet Kuşman, ‘‘Yalnızdım burada, çok yalnızdım. Özellikle de kış gecelerinde. Bir ben kalırdım, bir de bu kale!’’ diye diye, yalnızlıktan şikáyet ede ede Urartu dilini öğreniyor. Ve sonunda yeryüzünde bu antika dili konuşan ender insanlardan birine dönüşüyor. Nasıl mı? İlk yıllar bol bol kitap okuyor, sıkıntıdan, çünkü in yok cin yok, insan ya kafayı yer ya kendini bir şeylere konstantre eder. O ikinci şıkkı tercih ediyor. Her eski uygarlığın başına gelebileceği gibi oraya da günün birinde kazı ekibi çıkageliyor. Bizimki onlardan yardım istiyor. Ciddiye almıyorlar önce, ama bakıyorlar ki adam ısrarlı, birkaç kitap veriyorlar. Ve başlıyor Mehmet Bekçi harfler üzerinde çalışmaya. Etrafı da yazıt dolu zaten. Vakti var. Ha babam çalışıyor. Öğreniyor ki, Urartu dili, İnguç-Çeçen dili ailesinden, önce o dillere vakıf olmaya yöneliyor, sonra da gerisi geliyor. Kazı başkanı Afife Erzan Hoca'ya bir gün soruyor, ‘‘Çok mu zor Urartuca?’’ ‘‘Zor’’ diyor Hoca, ‘‘Ne yapacaksın?’’. ‘‘Öğrenmek istiyorum da...’’ deyince Hoca ‘‘Hadi ordan!’’ deyip bunu başından savıyor. Belki de o yüzden inat ediyor bekçi Mehmet. Oluyor mu sana bu dili konuşan dünyadaki 38 kişiden biri... * * * Mehmet Kuşman sadece Urartuca öğrenmekle kalmıyor, 10 Ekim'de Yapı Kredi Kültür Merkezi'nde bir de sergi açıyor. Bir süredir yapıp turistlere sattığı, üzerinde Urartu tanrılarının adı yazılı objeleri sergiliyor. O, insansız yapıları bekleyenleri hayal ederken beni korkutan lacivert yalnızlığı kötü emellerine alet edip, kendisini yoktan var ediyor...’’

MehmetKusman.com

Van'dan Hakkari'ye giderken şoförümüz bir hikaye anlatmaya başladı. Vanlılar arasında Van Kedisi kadar meşhur, Mehmet Amca'nın hikayesini... Bu başarı hikayesini şaşkınlıkla dinlerken, Mehmet Amca'nın bekçiliğini yaptığı Çavuştepe Kalesi'nin önünden geçiyorduk o sırada. "Sabah 5'te gelir kaleye... Akşama kadar çalışır, turistleri gezdirir, taşları oyar... Şimdi de kitap yazıyor," deyince; gideceğimiz yere çok geç kalacağımızı bile bile, "Azmin zaferi işte budur," dedirten Mehmet Kuşman'ı tanımak, elini sıkmak istedim. Dünyada Urartu alfabesini oluşturan ilk kişi ve bu dili konuşan 36 kişiden biri o... Mehmet Kuşman'ı New York Times iki kez haber yapmış, ABD'de sempozyumlara davet edilmiş. Haftaya Avusturya'da konferans verecek. Üzerinde çalıştığı kitabı, üç dilde yayımlamaya hazırlanıyor. Ancak Kültür Bakanlığı'dan bugüne kadar işittiği tek söz "Aferin," olmuş. Dünyadaki profesörlerin referans gösterdiği, her kitabeyi okuyabilen ve tercüme eden 71 yaşındaki Mehmet Kuşman artık emekli ama hâlâ gönüllü olarak Van Kalesi'ni korumaya devam ediyor... - Yıllarca bu kalenin bekçisiydiniz. Şimdi sizi, dünyanın pek çok ülkesinde konferans vermeye davet ediyorlar. Haftaya Avusturya'ya gideceğinizi duydum... - Evet. 1961 yılından bu yana Çavuştepe Kalesi'nde bekçilik yapıyorum. Yaş 65 olunca devlet baba 'Güle güle,' dedi. Emekli oldum. Konferanslara rahatça gidebiliyorum. Hâlâ bekçilik yapmaya devam ediyorum ama gönüllü olarak. Devlet Baba'dan para almıyorum. Temizlik, rehberlik, bekçilik, her şeyiyle ben ilgileniyorum. Sadece yaptığım taşları satıyorum, o şekilde anlaştık. - Neden Urartuca öğrenmek istediniz? - Kalede çalışıyorduk. Bir hocamız, kazıdan çıkmış bir kitabenin başında düşünüyor. 'Hocam, herkes kitabe çıktığı zaman seviniyor, siz düşünüyorsunuz,' dedim. 'Yok,' dedi: 'Ben de sevindim ama kime okutacağız?' Branşı Fars dili ve edebiyatıydı. Ben de o zaman çok gençtim. Zannediyorum ki profesör denince, her şeyi biliyor. Ankara'da, Emin Bilgiç adında bir bey vardı. O tarihte onu çağırdılar, geldi ve kitabeyi okudu... Sonra yeni kitabeler çıkmaya başladı. Hoca yine düşünüyor. Hoca da beni çok severdi, hatta işe o aldırmıştı beni. 'Hocam, ben öğrenemez miyim?' deyince, öyle bir sinirlendi ki, sert bir şekilde 'Hadi canım sen de!' dedi. Ben de 'Bu dili öğreneceğim,' dedim. Van Kalesi'nde çok yazılar var. Hangisi Asur, hangisi Urartu seçmek zor. O kış öyle düşünerek geçti. Bir dahaki sene İran'a gittim. - Parayı nereden buldunuz? - Otostopla, atlarla köylere gidiyordum. Çok zorluk çektim tabii. Her ülkeden harf topladım. Urartuların yazısı çivi yazısı. Hangi sembol, hangi harfe denk geliyor? Tek tek araştırdım, alfabeyi oluşturdum. O zamana kadar alfabe yoktu. 53 tane harf tamamladım. 22 Mayıs 1986'da Müze Müdürlüğü'ne bir yazı geldi. Beni Ankara Milli Kütüphane'de sempozyuma çağırdılar. Türkiye'de kazı yapan yerli ve yabancı bütün hocalar oradaydı. Önce inanamadılar. Sonra hepsi teker teker elimi sıktı. Profesörlerden tebrik alınca daha bir hırslandım. Dedim ki 'Yazıyı çözdük, bundan sonra sıra lisanda'. Lisan o kadar zor ki... Nereden bileceksin harfleri, kelimeleri... - 'Merhaba' nasıl denir Urartuca? - 'Eştiye.' Konuşma dilini çözmek zor oldu. 12 yıl kadar uğraştım. Bazı kelimelerin neden bahsettiğini biliyorum ama cümleyi kuramıyorum. Bir hoca dedi ki, 'İstanbul'a git, orada Beyazıt'ta lügat bulabilirsen, belki işini kolaylaştırır.' Urartuların dili, Ural-Altay kökenli. İyi bir lügat buldum, ondan faydalandım ve hemen çözüldü. O zorluklardan sonra çok kolay geldi. - Şimdi kitabeler çıkınca okumanız için sizi mi çağırıyorlar? - Genelde ben okurum. Van'a gelen her valiye 'Bana 30-40 öğrenci verin, bir yer gösterin, Urartuca öğreteyim,' diyorum. Çivi yazısıyla yaptığım oymacılığı da öğretirim. Bir zanaat sahibi olurlar. Her vali hep 'İyi olur,' diyor ama vaatleri masada kalıyor. Ayda 1200 lira emekli maaşı alıyorum. 44 yıl hizmetim var. Kendi imkanlarımla nasıl kurs açayım? - Bu dili yakınlarınıza öğrettiniz mi? - Oğlum biliyor, ona öğrettim. O da şimdi memuriyete atandı. Kamu yönetimi okudu. Altı ay sonra da kaymakamlık imtihanına girecek. - Oğlunuz kaymakam olunca belki o bir kurs açar, sizin gençlere Urartuca öğretmenizi sağlayacak... - Bir savcı bey vardı, Gürpınar'da... Ona öğrettim. Bayağı ilerledi Urartuca konusunda. Şimdi Ankara'ya tayini çıktı. Gece beni alıyordu, evine gidiyorduk, gece geç saatlere kadar benden ders alıyordu. - Urartuca ne kadar zamanda öğrenilir? - Tahsil yapan bir insan üç yılda öğrenebilir. Hem okumayı hem yazmayı öğrenmek için üç yıl vermek lazım. - Nasıl bir milletmiş Urartular? - Çok çalışkanlar. Savaşçılar ama savaşı sevmiyorlar. Silah yapıyor, düşmanına veriyor. Kitabelerde bir sürü silah var Urartu yapımı... Asurlular, Urartululardan aldıkları silahla geliyor, onları öldürüyorlar. Van Kalesi, Urartuların en büyük kalesi. 135 bin kilometrekare yerde, 3.5 - 4 milyon insan yaşıyor.
Kaynak : SABAH 23.07.2011 TULUHAN TEKELİOĞLU

İletişim

an image
Van-Hakkari Yolu Üzeri 25.km
Email: lkmnksmn@gmail.com
Tel: 0(532) 6800600
Sanal Van Müzesi